Yürüyüş/ Yiğit Kayacı

            



     Arabandaydın. Bir sen vardın, bir de araban. Lisedeyken hayalini kurmuştun bu arabanın arkadaşlarınla beraber -liseden sonra yüzüne bakmadığın- ve ilk gördüğünde "Seni alacağım!" demiştin, daha geçen hafta aldın. Hayatında ilk defa başardığını hissetmiştin o imzayı en sevdiğin kaleminle atarken, oysa her adım (en küçükleri bile) bir yöne gider. Sen birçok adım attın ama ayağın yerden kesilsin istiyordun. Adımlar, teker izlerinin yanında önemsiz kalabilir; yine de maratonlar koşulmaya devam edilir.

    Kırmızı ışık: Dur. Toplantıya geç kalıyorsun. Önünde bir terfi seninle ışığı bekliyor. Bassan geçsen gaza? Zaten araba gelmiyor karşıdan, böyle tenha sokakta ışık mı olurmuş! Sağdaki aynadan bir kedi görüyorsun usulca yürüyen. Ömrümüm somut tek kanıtı olan araban umurunda değil kedinin, kırmızı ışık da keza, yürüyor yalnızca. Arkandaydı önce; yürüdü, yürüdü, durdu. Tam arabanın hizasındaydı seninle ve arabanla alay eder gibi gamsızca patisini yalamaya başladığında. Kornaya bassan, üstüne yürüsen o orada kılını kıpırdatmadan duracaktı sanki. Yeşil çoktan yanmıştı, kornalar gecikmedi ama o kedi gözlerini rahat bırakmıyordu. Kahverengi siyah ve beyaz Yüzlerce tüylerinden yansıyan binlerce kırılmış ışın birer olta gibi yakaladı seni. Kedi böyle bir güce sahip olduğundan bihaberken gözleri bir anda seni buldu: Işınlara liderlik eden iki camsı cisim... Sen ve kedinin tek bir parçacığı ufak bir harekette bile bulunamadı o saatler gibi geçen tek anda. Ayağın gaza gitti sonra ama gözlerinin hâkimiyeti ondaydı hala. Aynadan bakıyordun kediye ki büyük bir ses duydun, araban durdu. Gözlerini sonunda o girdaptan kurtarıp önüne baktığında iki arabanın -biri senin tabii- birbirine girdiğini gördün.

   Yamuk yumuk metal parçaları gözlerini tırmalıyordu. Her şey çok çirkinde ve daha da çirkinleşecek gibiydi. Arabasından inip, bağırıp çağırarak sana yaklaşan bir insan gördün. Bağırıyordu ama anlayamıyordun, o yüzden sen de arabadan indin. Korna sesleri ve meraklı bakışlar arabanın dışını ele geçirmiş gibiydi. Sanki gerçeklik kumaşı; fısıltılar, bağırışlar, kornalar ve yamulmuş metallerden oluşan bu açıklaması zor, sadece hoş olmadığını bildiğin şeyden oluşuyordu ve tek istediğin onu yırtıp, kozmik huzuru saklayan nahoş gerçekliği yırtıp atmaktı. Adamın -ya da kadının, seçememiştin- bağırışları o sana yaklaştıkça daha da anlaşılmazlaştı, adımları hızlandıkça kısalıyordu ve aranızdaki mesafe her saniye artıyordu. İnsanlar yanına yaklaşıp kelimeler ediyorlardı ama anlamıyordun, iyi mi olduğunu sorduklarını düşündün ve iyiydin, hiç olmadığın kadar. Derken sesler azaldı, sağından oltalar çekti bakışlarını. Bir kedi, o kedi. Yine umursamıyor gibiydi. Bir an öncesinde -ya da birkaç saat- aşağıladığı araban şu an aşağılanacak durumdaydı. Kedi durumunu umursasın istedin içten içe; baksın arabana, ağlasın. Kumaşı pençeleriyle yırtsın istedin; dönmedi bile yüzünü. Usul usul yürüdü. Sesler durdu bu sefer sen konuştun: Yürü sadece. Ve yürüdün, ilk defa yürüdün.


Yorumlar

Yorum Gönder